Emrah GENÇ

Ansızın bahçeme düştüğünde canhıraş bir musiki, bilirim ki eski dostlardan biri ziyarete gelmiştir beni. Nefesim kesilir, kesilmelidir. Zira soluk sesimin…
Sevdiğimin dizlerinden öte durmuş akreple yelkovan. Yıl geçer geçmesine de, yürekte hep aynı mevsim, aynı hazan… Buyurun geçen günler sizin…
Gelmedik mi bir ağlama sesiyle sürgün buralara? Yol devam eder, çeşitli duygularla da; geri dönüş geldiğinde var mıdır tekrar sürgün…
Lordum! Yine gün döndüğünde, ve yine gece bir örtü gibi gündüzü gizlediğinde; merhametinden ışıltıları gökkubbene dağıt. Cennetinden kovulmaya sebep değildi…
Nerede bıraktığımı bilmediğim hatıralara saklamıştım seni. Yine beraberiz eski dostum Tristilia… Ayaklarımızda çürümeye başlayan prangalarda muhabbetimiz yıllansın da, bir gün…
Sevgilinin bakışları altında bir bahar sabahını seyreden divane yürek zihninin karanlığından kurtulan deliler misali coşkuyla sesleniyor: – Hoşgeldin bahar’ım. Hoşgeldin…
Hani bir zaman ben de sizler gibi yüreğimden nağmelerle gergef işlerdim satır aralarına. Sonra birgün yoruldum. Kalemim suya düştü. Yürek…
Be hey şehr-i Stanbul Yorgun kelimelerin yittiği hazan soğuğu sokaklarında her güneş hasret taşır güne. Zaman bi-misli hüzzam ki, akrebe…
Gönül canandan uzak savrulmuş kayalıklara. Ey dilberi rânâ, şimdi bu dağlarda esen şimal yeli bana firkatten gözyaşları getirir. Zira parçalanan…
Satranç tahtasında hayata karşı oynuyoruz aşkımızla. Gurbet hamlesini yapıp şah çekti sanıyor ya hayat, bırak aldansın. Hâlâ bir olan yüreklerimizden…