Emrah GENÇ

Bitti..mi?

Tütsü dumanıyla sararan hayal perdesi güzel bir geçmişi ellerimizin sıcağına öfkenin buzulunu üflediğimizde yitirdiğimizi anlatıyor. Oysaki yüreklerimizin ateşinde serin meltemler dahi barınamazdı. Bunu nasıl başarabildik SEVGİLİ? Sevdalı bakışlarımızın arasına nasıl ayrılığın darağacı kuruldu? İdam hükmünü verdik… Bitti…mi?

“Kırılan zincirler birleşmez” diyorsun. İstanbul düştü. Artık Haliç’e hakimiyetim kalmadı yani? Söylemini süsleyen kelimelerde üzerime yürüyen korkulara sadık bir hizmet süreci mi geçireyim şimdi? Yoksa istediğin kelimelerle mi devam edeyim?

Sözlerinde huzurdan bir çağlayandan cennete düşüşü yaşatan sevgilinin dudaklarından çıkan bir kaç hummalı sözcük, onu yaşattığım yüksek mertebelerin sözsüz ve yorumsuz kalmasına neden değildi. Gerçeklik onun sözlerindeydi ama ruhu tamamen benimleydi. Can çekişen bir beden üzerine yazılmış bir sevda masalı ancak dünyevi meyillerde sorumsuz olur ama sema ve arz arasına sıkışmış hayallere yorum sunulmaz. Ve biz yüreklerimizi ufuk çizgisinde eritmiştik. Ey Sevgili! İstediğin kelimeler mi bunlar?

Şimdi yorgun bakışlarında hüzzamdan bir darağacı sezsen de huzurdan bir gökyüzü altında uzun bir yürüyüşe çıkacaksın. Gece seni çevreleyen kelebeklerle, son nefesinde can çekişen bedenimin, sinsi korkularımı okuyacaksın. Yorulduğunda, renklerin büyülü kokusuyla bir hançer gibi pişmanlığımı dinleyeceksin. Yitik bir sevdaya duyulan pişmanlık… ve bir elveda sözüyle gecenin kollarına emanet edileceksin. Anlamıyor musun, gerçekleri sunmaktaki korkularımız bizi anlaşılmaza sunar. Şimdi gümüş tepsi üzerindeki ayrılık muhabbeti zihinlerimizi kaplayan soğuk demirleri aştığımızın bir göstergesi. Kalemimiz yalnızlığa kırılmış…

Kabullenmek mi? Senden öncesi vardı ve SEN.. Ötesi?
Arada sabahlara oynuyorum… Sensizliği yaşarken ve seni düşünürken gözlerime ne kadar gün sancısı çizecek diye. Bazen yorgun bir savaş eri oluyorum, sensizlik karşısında… Soğuk gülüşlerin yerini gün ışığı almaya başladığında güçsüzlüğümü izliyor kainat. Mutlu gülüşlerini izliyorum ve sadece ellerim titriyor. Gözlerinin ışıltısında hiçbir şey görmüyorum. Savaşa verdiğim emeği, harcadığım gücü senin bakışlarında asla kullanamadığım için yüreğim yanıyor ve tek mağlubiyetime sadece mutluluğu için bakıyorum. Hiçbir sahnede yüzünü göremiyorum. Rüyalar bile çalmakta seni benden… Sevdalı bakışlarımızın arasına nasıl ayrılığın darağacı kuruldu? İdam hükmünü verdik… Bitti… mi? Bunu nasıl başarabildik SEVGİLİ?

Yorgun gözlerinin ardında gizlediği bir dünya var… Kimsenin gerçeklerine ulaşamadığı ve kimsenin ruhuna sızamadığı bir dünya. ve şimdi sabahın koyu ışıkları altında unutulmuşluklarını tadan gülüşler, gözlerinin sırlarında son bir defa sonsuz gülüşlerin olabilmeye çalışır. Kendi dünyanın vazgeçilmezi gülüşlerini biraz da düşüncelerinden sızdırıp aşkımıza bir bahar testisinde sun. Belki o zaman karanlık kader tohumları parçalanıp uykusuzluk her ikimizin hayatından da silinir… İdam hükmünü verdik. Bitsin…mi? Bunu başarmak zorunda mıyız SEVGİLİ?

Categories:   Kalemin Raksı

Comments